İnanç Değiştirmeye Hazır Kişiler Alt Uçların Toplum Üzerindeki Etkisi İnsanlarda; bir ırkı, bir ulusu veya ayrıcalığı olan bir grubu, onun en kötü üyelerine bakarak değerlendirme eğilimi vardır. Her ne kadar bunun haksızlığı, ortadaysa da, bu eğilimin haklı olan bir yönü de vardır. Çünkü bir topluluğun niteliği ve kaderi, birçok zaman onun en kötü elemanları tarafından belirlenir. Örneğin, bir ulusun az etkin olan çoğunluğu orta bölümdedir. Fakat ulusu, gerek şehir hayatında gerekse tarım alanında çalışan vasat insanlar değil, her iki uçtaki azınlıklar -yani, en iyi ve en kötü olanlar- biçimlendirir. Üstün yetenekli olan kişi; politika, edebiyat, bilim, ticaret, sanayi ve benzeri alanlardan hangisinde olursa olsun bir ulusun biçimlendirilmesinde büyük rol oynar; yani, başarısızlar, topluma uyamayanlar, başıboşlar, yasa dışı davrananlar ve konumlarını kaybetmiş veya saygıdeğer insanlar arasında hiçbir zaman yer sahibi olamamış kişiler gibi. Tarih oyunu, genellikle orta bölüm çoğunluğun başlarının tepesinde, işte, bu en iyilerle en kötüler arasında oynanır. Bir ulusun alt uçlarını oluşturan kişilerin, onun gelişimi üzerinde etkitle bulunmasının gerekçesi şudur; bu kişiler mevcut düzene karşı tamamen saygısızdırlar. Bunlar kendi hayatlarını ve mevcut düzeni tamiri imkânsız şekilde kötü bulurlar ve her ikisini de yıkmaya hazırdırlar; bu nedenle, karışıklık ve anarşi, onların istediği şeylerdir. Bunlar aynı zamanda, kendi bozulmuş ve anlamsızlaşmış kişiliklerini, heyecan verici büyük sosyal faaliyetler içinde eritmeyi candan arzu ederler; bu nedenle, birlikte hareket etme eğilimi gösterirler. Böylece, bu kişiler; devrimlerin, kitle halinde göçlerin, dini, ırkçı ve şovenist hareketlerin ve ilk taraftarlarını teşkil ederler ve bir ulusun karakter ve tarihini şekillendiren bu hareketlerde, onların damgası mevcuttur. Atılanlar ve itilenler, çok kere bir ulusun geleceğinin hammaddesini oluşturmuşlardır. İnşaatçının beğenmeyerek kenara ittiği taş, yeni bir dünyaya temel olmaktadır. Ayak takımı olmayan ve isyankâr bireyleri bulunmayan bir ulus sakin, düzenli, hoş ve nezihtir fakat doğacak yeniliklerin tohumundan yoksundur. Avrupa ülkelerinde toplumu rahatsız eden kişilerin bit okyanusu aşarak yeni bir kıtada, yeni bir dünya kurmaları tarihin bir cilvesi değildir; bu yenidünyayı ancak böyleleri kurabilirdi. Her ne kadar hoşnutsuz tiplere yaşamın her alanında rasdanırsa da, en çok şu kategorideki kişilerden mürekkeptir:
yoksullukları uzun süreli olduğu takdirde uyuşuklaşırlar. Hayatın hiç değişmez bir şekilde akışı onları ürkütmüştür. Ancak düşman işgali, salgın hastalık veya benzeri bir afet onlara “değişmez düzencin geçici olduğunu anlatabilir. Hayal kırıklığı ile kalbi burkulanlar genellikle yoksulluğu pek eski olmayan “yeni yoksullardır. Daha önce sahip oldukları daha iyi şeylerin anısı, onların içini ateş gibi yakar. Onlar mirastan mahrum bırakılmış veya malları gasp edilmiş gibidirler ve doğmakta olan her kitle hareketini olumlu karşılarlar. 17. yüzyıl İngiltere’sinde, Püriten devriminin başansını yeni yoksullar sağlamıştır. 16. ve 17. yüzyıllarda İngiltere’de başlayan çitleme hareketi sırasında binlerce toprak ağası kiracılarını sürerek, arazilerini çayır haline getirmişlerdir. “Kendilerini besleyen toprağa hasret kalan güçlü ve çalışkan köylüler, gündelikçi veya dilenci durumuna düştüler; ... Şehir sokakları yoksullarla doldu.” İşte Cromwellin yeni model ordusunun askerlerinin çoğunu, bu malları gasp edilmiş insan kitlesi oluşturmuştur. Almanya ve İtalya’da Nazi ve Faşist devrimlerinin temel destekleyicisi, tahrip edilen orta sınıftan gelen yeni yoksullar olmuştur. Bugünkü İngiltere’de potansiyel devrimciler işçiler değil, çıkarlarından yoksun bırakılan memurlar ve iş adamlarıdır. Bu sınıf daha önce sahip olduğu bolluk ve egemenliğin henüz canlı anısını taşımaktadır. Bu sınıfın, yeni olanakların daraltılmasına ve kudretsiz siyasete razı olmaması ihtimal dâhilindedir. Son zamanlarda gerek Amerika’da gerekse diğer ülkelerde “yeni yoksulun, yeni bir çeşidi gittikçe artan bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Bunların ortaya çıkışı hiç şüphesiz ki, çağımızdaki kitle hareketlerinin doğuşuna ve yayılışına yardım etmektedir. Yakın zamanlara kadar yeni yoksul, ister şehirli ister köylü olsun, varlığı bulunanlar arasından çıkmaktaydı; hâlbuki şimdi ve belki de tarihte ilk defa olarak, bu rolü basit işçi oynamaktadır. Dünyanın her işini yapmakta olan işçi sınıfı, ancak hayatını sağlayacak düzeyde yaşadığı sürece başkaları tarafından hor görülmüş ve kendilerini geleneksel yoksul olarak hissetmiştir. Bu, iyi zamanlarda da, ekonomik kriz zamanlarında da böyle olmuştur. Fakat bugün için, yüksek hayat standartlarının her tarafa yayılmasıyla ortaya çıkan ekonomik krizler ve
işsizlik, yeni bir özellik yaratmıştır. Bugünkü Batı dünyasında işçi, işsizliğe bir gerileyiş olarak bakmaktadır; kendisini, haksız bir düzen nedeniyle zarara uğramış ve malı gasp edilmiş gibi hissetmekte ve yeni bir düzen vaat eden her çağrıya kulak vermektedir. Düşkün Yoksullar Açlıktan ölmenin sınırında yaşayan yoksulların yaşamı, amaçlı bir yaşamdır. Yiyecek ve yatacak yer bulmanın amansız mücadelesine girişmiş olanlar, boşuna çaba harcamış olma duygusuna hiçbir zaman yakalanmazlar. Varılacak amaçlan maddi ve acildir. Her yenen yemek, onlar için bir amacın gerçekleşmesidir; tok karnına yatağa girmek bir zaferdir ve açıktan gelen her bedava şey bir mucizedir. Bu insanlar, hayatlarına anlam ve değer verebilecek ve kişiliklerini yükseltecek bir amaca nasıl ihtiyaç duyabilirler ki? Bunlar bir kitle hareketinin çağrısına karşı muafiyet taşırlar. Güneşin doğumundan güneşin batımına dek, sadece kendilerini hayatta tutacak şeyleri sağlamak için didinen insanlar, keder beslemezler ve hayal kurmazlar. Çin halk kitlelerinin isyankâr olmayışının nedenlerinden biri de, çok kıt olan yaşama imkânlarını bir araya getirebilmek için girişilen şiddetli mücadelenin dinamik olmaktan öte uyuşukluk etkisi yapmasıdır. Sefalet otomatik olarak hoşnutsuzluk yaratmadığı gibi, hoşnutsuzluğun şiddeti sefaletin derecesiyle doğru orantılı değildir. Sefalet dayanılabilir düzeye geldiği zaman, yani özlenir bir durum, ulaşılabilecek mesafede görünecek kadar koşullar düzeldiği zaman, hoşnutsuzluk en yüksek düzeyine ulaşır. Bir şikâyetin dozunun en şiddetli olduğu zaman şikâyet konusunun ortadan kalkma ihtimali belirdiği zamandır. Büyük devrimden önceki Fransız toplumu üzerinde araştırmalar yapan De Tocqueville şu gerçeği ortaya çıkarmakla şaşırmıştı: “1789 Devriminden sonraki dönemlerin hiçbirinde ulusal refah, devrimden ön-çeki 20 yıl zarfında arttığı büyük hızla artmamıştı. O halde, “hayat şartları daha iyiye doğru gittikçe, Fransızlar kendi durumlarına daha az tahammül eder olmuşlardı.” Gerek
Fransa gerekse Rusya’da toprağa susamış köylüler, devrim patlak verdiği zaman, tarıma elverişli arazinin üçte birine sahip bulunuyorlardı ve bu arazinin çoğunu devrim öncesi bir veya iki nesil içinde ele geçirmişlerdi. İnsanları isyana teşvik eden şey fiilen çekilen sıkıntı değil, daha iyi şeylerin tadını almış olmalarıdır. Bugün Rusya’da halk iyi hayatın gerçek tadını tatmadan önce genel bir ayaklanma olması ihtimali çok zayıftır. Politbüro rejimi için en tehlikeli an, Rus halk kitleleri-nin ekonomik durumunda önemli bir gelişme olduğu ve totaliter idarede bir miktar gevşeme görüldüğü an olacaktır. Stalin’in yakın arkadaşı Kirof’un Aralık 1934’te katledilmesinin, Stalin’in Birinci Beş Yıllık Planın başarıyla sonuçlandığı ve artık bir refah devrinin başlangıcına ulaşıldığını beyan edişinden hemen sonrasına rastlaması enteresan bir noktadır. Hoşnutsuzluğun derecesi, istenilen amaca ulaşılacak mesafe ile ters orantılıdır. Bu, amaca yaklaşırken de amaçtan uzaklaşırken de böyledir. Bu durum hem vaat edilene yaklaşıldığında hem de vaat edilenin tadını hala bilen zenginliğe, özgürlüğe vesaireye yaklaşmış olanların ve yeni köleleşmiş yeni yoksulların vaat edilenden mahrum kaldıklarında geçerlidir. Birçok şeye sahip olduğumuz halde, daha fazlasını istediğimiz zamanki hayal kırıklığımız, hiçbir şeye sahip olmayıp bazı şeyler istediğimiz zamanki hayal kırıklıklarımızdan daha büyüktür. Birçok şeyin yokluğunu çektiğimiz zaman duyduğumuz hoşnutsuzluktan daha hafiftir. Lüks şeyler elde etmeye çabalarken, zaruri şeyler elde etmeye çabalarken olduğundan daha cesur hareket ederiz. İki çeşit umut vardır. Bu umutlardan birinin patlayıcı bir madde gibi etkisi vardır, diğerinin etkisi ise disiplin ve sabır telkin edicidir. Bu iki umut arasındaki fark, bunlardan birincisinin hemen sonuç verecek nitelikte olması, İkincisinin ise uzak gelecekte gerçekleşecek bir umut olmasından ileri gelir. Gelişmekte olan bir kitle hareketi, hemen sonuç verecek bir umudun propagandasını yapar. Hareketin amacı, taraftarlarını kışkırtmaktır ve bu hemen köşe başını döner dönmez sonuç verecek türden olan umut, halkı harekete
geçmeye teşvik eder. Hıristiyanlık ilk dönemlerinde, hemen kıyamet kopacağı ve Tanrının hâkim olduğu bir ülkede yaşanılacağım öğüdemiştir; 1789 Fransası’nda Jakobenler derhal gelecek bir özgürlük ve eşitlik vaat etmişlerdir. Kitle hareketi daha sonra iktidarı ele geçirince, propaganda uzak gelecekteki bir umuda doğru kaydırılır, yani bir hayale ve varsayıma doğru. Çünkü ilk amacına ulaşmış bir kitle hareketi durumunu korumakla meşguldür ve işgüzar hareket edenlerden çok, itaatkâr ve sabırlı olanları ödüllendirir, çünkü ortada göremediğimiz bir şey için umut beslediğimiz zaman, o umudu bekleyişin yolu sabırdır. Yerleşik her kitle hareketinin, kitlelerin sabırsızlığını uyuşturacak ve onları yaşadıkları hayatlara razı edecek, kendine özel uzak beklentileri bulunur. Stalinizm en az yerleşik dinler kadar afyon etkisi göstermiştir.
Özgür Yoksullar
Köle hayatı yaşayanlar yoksul olmakla birlikte köleliğin yaygın olduğu ve uzun süre devam ettiği yerlerde bir kitle hareketinin doğması zayıf bir ihtimaldir. Köleler arasındaki mutlak eşitlik ve köle mahallelerindeki samimi ilişkiler, bireyin hayal kırıklığım önler. Köleliğin yerleştiği bir toplumda başkaldıranlar, yeni köle olanlarla kölelikten özgür bırakılanlardır. Bu İkincilerin hoşnutsuzluğunun kökü, özgür hayatın onlar üzerine yüklediği kişisel sorumluluktan ileri gelir. Özgürlük, hayal kırıklığını azalttığı gibi aynı oranda çoğaltır da. Seçme özgürlüğü, başarısızlığın suçunu bireyin omuzlarına yükler. Ve özgürlük, birçok işe teşebbüs etme cesareti sağlayacağından, başarısızlık ve hayal kırıklığı miktarı da böylece artmış olacaktır. Diğer yandan “hareket”, “değişiklik” ve “protesto” imkânı sağlamakla özgürlük, hayal kırıklığını azaltıcı niteliktedir. Bir insan kendisine bir mevki sağlayacak yeteneğe sahip değilse, özgürlük onun için sıkıcı bir yüktür. Yeteneksiz olan bir kişi için seçme özgürlüğünün faydası ne olabilir? Bir kitle hareketine, kişisel sorumluluğumuzdan kaçmak için veya ateşli bir genç Nazi’nin dediği gibi; “özgür olmaktan kurtulmak için” katılırız. Nazi askerlerinin, yaptıkları bütün kötülüklere rağmen, kendilerinin suçsuz olduklarını iddia
etmeleri iki yüzlülük değildi. Emirlere itaat ettikleri için kendilerinin “sorumlu” tutulmaları karşısında, bunu bir ihanet olarak görmüşlerdi. Çünkü kendilerince, onlar Nazi hareketine “sorumluluktan” kaçmak için katılmamışlar mıydı? O halde bir kitle hareketinin yayılması için en elverişli ortam, nispeten bir özgürlüğün bulunduğu, fakat hayal kırıklığını azaltıcı özelliklerin bulunmadığı toplumdur. 18. yüzyıl Fransız köylülerinin Fransız Devrimi’nin çağrısına katılmalarının gerçek nedeni, bu köylülerin, Alman ve Avusturya köylülerinin aksine, bir tür kölelik olan şeriflikten tamamen kurtulup birer toprak sahibi olmalarıdır. Aynı şekilde, Rus köylüleri bir nesil veya daha fazla bir süreyle özgürlüklerine kavuşmamış ve özel toprak sahibi olmanın tadını tatmamış bulunsalardı belki de bir Bolşevik Devrimi olmazdı. Baskı rejiminden özgürleşmek için yola çıkan bir kitle hareketleri bile bir defa tutunup yürümeye başladıktan sonra bireysel özgürlüklere karşı kayıtsız bir tavır içine girer. Bir kitle hareketinin, kurduğu düzen ölüm-kalım mücadelesine giriştiği veya kendisini iç ve dış düşmanlarına karşı savunma mecburiyetinde bulunduğu sürece başlıca meşguliyeti, bireylerin kişisel isteklerinden, kişisel görüşlerinden ve çıkarlarından vazgeçmeleri demek olan, birlik ve fedakârlığı sağlamaya uğraşmak olacaktır. Robespierre’e göre devrim hükümeti “baskı rejimine karşı özgürlüğün zulmü”3 olmuştur. Önemli olan nokta şudur ki, kişisel özgürlüklerin unutulması veya ertelenmesiyle, aktif kitle hareketi, ateşli taraftarlarının eğilimine karşı gelmiş sayılmaz. Renan’a göre “fanatikler, ölümden çok, özgürlükten korkar.” Gerçi, gelişmekte olan bir kitle hareketinin taraftarlarının, emirlere ve öğretilere kesin itaat isteyen bir atmosfer içinde bulunmalarına rağmen, güçlü bir özgürlük duygusuna sahip oldukları doğrudur. Bu özgürlük duygusu, geçmişte savunma imkânı olmayan kişiliklerinin ağır yükünden, korkularından ve umutsuzluklarından kurtulmuş olmanın verdiği bir duygudur. İşte, onların kurtuluş olarak hissettikleri, bu kurtuluştur. Büyük değişikliklere gebe bir hayat, sıkı bir disiplin çerçevesi içinde yürütülmüş olmasına rağmen, bir özgürlük havası taşır. Ne zaman ki kitle hareketi aktif dönemini tamamlar ve sağlam kurum ve kuruluşlarla
durumunu güçlendirir, ancak o zaman kişisel özgürlük ortaya çıkma imkânı bulur. Aktif dönem ne kadar kısa olursa, kişisel özgürlüğün ortaya çıkmasına imkân veren şeyin, kitle hareketinin sona ermiş olması değil de, sanki hareketin kendisi olduğu sanısı, o denli güçlü olur. Kide hareketinin devir-eliği ve yerine geçtiği idare ne kadar zalimse, bu sanı da o kadar güçlü olur. Kendi hayatlarını bozulmuş ve ziyan olmuş görenler, özgürlükten çok, eşitlik ve kardeşlik ararlar. Onların özlediği eşitliği sağlayacak olan hiçbir zaman özgürlük değildir. Eşitlik arzusu, bir bakıma kişiliğini gizleme (anonimite) arzusudur, yani kumaşı meydana getiren ipliklerden birinin diğerinden ayırt edilmesi gibi. Böylece kimse bizi diğerleriyle kıyaslayıp kusurlarımızı ortaya çıkaramaz. Özgürlük taleplerini en yüksek sesle dile getirenler, özgür bir toplumda mutlu olma ihtimali en az olanlardır. Hayal kırıklığına uğramış yeteneksiz kişiler başarısızlıklarının suçunu mevcut özgürlüksüzlüğe yüklerler. Gerçekte, onların istedikleri, herkese açık olan özgürlüğün son bulmasıdır. Onlar serbest rekabeti ve kişinin özgür toplumda devamlı olarak karşılaştığı acımasız sınavları ortadan kaldırmak isterler. Özgürlüğün gerçek olduğu bir yerde, eşitlik, kitlelerin en büyük talebidir. Eşitliğin gerçek olduğu bir yerdeyse özgürlük, küçük bir azınlığın en büyük talebidir. Özgürlüksüz eşitlik, eşitliksiz özgürlükten daha dengeli bir toplum düzeni yaratır. Yaratıcı Yoksullar Yaratıcı olma imkânına sahip yoksullar genellikle hayal kırıklığına kapılmazlar. Bu, malını satma imkânına sahip yoksul bir esnaf için olduğu kadar, yaratıcı imkânlara sahip yoksul yazar, yoksul sanatçı ve yoksul bilim adamı için de doğrudur. Nefsimize olan güveni en fazla okşayan şey, devamlı yaratma yeteneğimiz ve elimizle bir şeyler meydana getirdiğimizi görmektir. Modern çağda, hayal kırıklığına uğrayanların sayısının artması ve bireylerin kitle hareketleri tarafından kolayca etkilenmelerinin nedenlerinden biri, belki de el sanatlarının azalmış olmasıdır.