I. Protokol. “Beyan edeceğim şey, sistemimizin iki görüş noktasından hareket ettiğidir: kendimiz ve yahudi olmayanlar. Dikkate alınması gereken bir nokta da , kötülük içgüdüleriyle dolu olan insanların sayısının, iyilerden çok daha fazla olmasıdır. Bu yüzden onları yönetirken en iyi sonuçlar, mücerred (Uy.:soyut) ilmî tartışmalarla değil şiddet ve yıldırma politikalarıyla elde edilir. Her insan iktidarı arzu eder ve eğer mümkün olsa herkes diktatör olmayı ister. Kendi refahını korumak uğruna, başkalarınınkini kurban etmeyecek insan gerçekten çok azdır. Yaratılış kanununa göre ‘hak kuvvetten doğar’ sonucunu çıkarıyorum. Siyasi hürriyet bir fikirdir, fakat gerçek değildir. Siyasi iktidarı elinde bulunduran bir partiye baskı yapmak amacıyla halk kitlelerini bir diğer partiye yöneltmek gerektiği zaman, bu fikrin bir yem olarak nasıl kullanacağı bilinmelidir. Eğer karşı taraf da liberalizm olarak da anılan bu fikrin etkisi altına girmiş ve bu uğurda iktidar gücünün bir kısmından feragat etmeye gönüllü ise, görev çok daha kolaylaşır. Bu arada teorimizin zaferi tamamen ortaya çıkıyor… Günümüzde Liberal Yönetimin Gücü yerini Servetin Gücüne bırakmıştır. Bir zamanlar İman Gücü hükmetmişti. Hürriyet fikri gerçekleştirilmesi mümkün olmayan bir fikirdir. Çünkü hiç kimse onu aşırıya kaçmadan nasıl kullanacağını bilmez… Eğer bir devlet kendini, kendi içindeki krizlerle tüketirse, ya da kendi içindeki ihtilaflar onu dış düşmanlar karşısında zayıflatırsa, telafi edilemeyecek kayıplara uğramış ve bizim hakimiyetimiz altına girmiş demektir. Tamamıyla bizim ellerimizde olan Sermaye Despotluğu, ona bir saman çöpü uzatır. İster istemez çöpe sarılacaktır, aksi taktirde tamamen dibe vurur. Liberal fikirlere sahip birisi çıkıp da yukarıda kastettiğimiz fikirlerin ahlâk dışı olduğunu ileri sürerse, ben de şu soruları sorarım: Eğer her ülkenin iç ve dış iki düşmanı varsa ve eğer harici düşman üzerinde duracak olursak, bunun her türlü mücadele yöntemini kullanmasında sakınca görülmüyor. Mesela: gece karanlığında ya da sayıca çok üstün bir şekilde saldırması ve ahlâk dışı olduğu düşünülmüyorsa, toplum hayatını paramparça eden, kamu yararına olan her şeyi çökerten çok daha kötü bir düşmana karşı aynı yöntemleri kullanmak, nasıl olur da ahlâk dışı ve izin verilemez olarak adlandırılır. Hükmetmek isteyen kişi hem kurnaz hem de yapmacıklı olmalıdır. Açık sözlülük ve dürüstlük gibi üstün insani nitelikler siyasette kusurdur. Çünkü bunlar yönetimleri en güçlü düşmanlarından daha etkili ve kesin bir şekilde alaşağı ederler. Bu nitelikler, Yahudi olmayan yönetimlerine ait vasıflar olmalıdır. Ve biz, bu vasıfları kendimize kat’iyen rehber edinmemeliyiz. Netice, yöntemleri haklı kılar. Bu durumda, planlarımızı yaparken dikkatlerimizi, iyi ve ahlâka uygun olandan çok, gerekli ve faydalı olana çevirelim. Hürriyetin getirdiği hakların aşırı kullanılması neticesi, alkolden aklı karışmış, alkol yüzünden düşünme kabiliyetini kaybetmiş alkolik hayvanlara bakın. Bu bize göre değildir ve bu yol bizim yürüyeceğimiz yol değildir. Yahudi olmayanlar, alkol yüzünden düşünme kabiliyetlerini kaybetmişlerdir. Çocukları da klasizm ve ilk çağ ahlâksızlıklığı ile aralarına soktuğumuz hususi ajanlarımız olan öğretmenler, hizmetçiler, zenginlerinin evlerindeki mürebbiyeler, katipler ve Yahudi olmayanların sıkça gittikleri sefahat yerlerindeki kadınlarımız vasıtasıyla zehirlenerek birer ahmak olarak yetiştirilmişlerdir. Bu son söylediklerimin arasına sefahat ve çürümüşlük içinde yaşayan, diğerlerini gönüllü olarak takip eden ve kendilerine ‘sosyetik hanımlar’ denilen kimseleri de dahile edeceğim. ‘Hürriyet, kardeşlik, eşitlik’ kelimelerini çok eski zamanlarda, halk kitleleri arasında ilk bağıranlar bizlerdik. Bu kelimeler o günlerden bu yana dünyanın her tarafında, bu yeme takılan budala papağanlar tarafından tekrar edildi. Ve, bunlar sayesinde, önceki zamanlarda, halkın baskısına karşın çok iyi muhafaza edilmiş olan ‘Dünya Refahı’ ve ‘Gerçek Ferdi Hürriyet’ fikirleri her tarafa taşındı. Yahudi olmayanların, sözüm ona zeki fertleri ve bilginleri bu sözlerin içindeki hakiki anlamları çıkaramadılar, birbirleriyle olan münasebetlerindeki ve mânâları arasındaki çelişkilere dikkat etmediler, tabiatta hiçbir şekilde eşitlik olmadığını, hiçbir şekilde hürriyet olamayacağını, tabiatın bizzat kendisinin zekayı, seciyey (karakteri) ve kabiliyeti farklı meydana getirdiğini göremediler. Halk kitlelerinin kör olduğunu göremediler” (Nilus, 2004: 176-182).

İnsanların kötülük içgüdülerine karşı, adil bir toplum nasıl inşa edilebilir?

İktidar ve hürriyet kavramları, Kur'an-ı Kerim'deki öğretilere göre nasıl anlaşılmalıdır?

İnsanların kendi çıkarları uğruna başkalarını kurban etme eğilimine karşı, Kur'an-ı Kerim'deki öğretiler nasıl bir yol gösterir?

Kur'an-ı Kerim'deki öğretiler ışığında, bir bireyin toplum içindeki rolü ve sorumlulukları nelerdir?

Kur'an-ı Kerim, hürriyetin aşırıya kaçmadan nasıl kullanılacağını nasıl açıklar?

Kur'an-ı Kerim, bir bireyin toplum ve ahlaka uygun hareket etmesi için hangi ilkeleri belirler?

Kur'an-ı Kerim, bir bireyin 'hürriyet, kardeşlik, eşitlik' gibi kavramları nasıl anlamasını öğretir?

Kur'an-ı Kerim, insanların doğası ve kabiliyetleri konusunda hangi öğretilere sahiptir?

Kur'an-ı Kerim, toplumların ve bireylerin daha adil ve merhametli bir dünya için nasıl hareket etmesi gerektiğini nasıl açıklar?